Bina Restorasyonu

Restorasyon; yapının mevcut durumunun belgelenmesinden sonra, sorunların saptanarak potansiyel ve yeni kullanım olanaklarının araştırılması, onarıma yönelik temel yaklaşım ve müdahale biçimlerinin belirlenmesi ile yeni kullanımın gerektirdiği müdahalelerin raporlarla, ölçülü ve ölçekli çizimlerle aktarımıdır. Yapının estetik değeri, tarihi özellikleri, teknik ve malzeme özellikleri ile anıtın yasal statüsünün araştırılması ve bulgulara göre restorasyon çalışmalarına yön vermek gerekir.  Amaç yapı üzerinde değerlendirmede kullanılabilecek her türlü bilgiyi toplamaktır. Yapı ile ilgili veri ne kadar çok ise sağlıklı bir sonuca ulaşmak o ölçüde kolaylaşacaktır. Bu veriler kullanılarak yapıdaki hasarın nedenleri ve onarım ve güçlendirme ilkeleri belirlenecektir. Yapının hasarının açıklanması için gereken her türlü bilgi toplanmalıdır. Gerekirse sıva, badana, taş ve ahşap kaplamalar kaldırılarak altlarındaki elemanlarda da çatlakların olup olmadığının kontrolü yapılmalıdır. Yapıda hasarsız elemanlar da varsa not edilmelidir. Yapının önceden geçirdiği restorasyona ait plan ve projeleri varsa bulunup incelenmelidir. Yapı temellerinde hasar olduğu kuşkusu varsa temeller açılıp incelenmelidir.

Tarihi eser mülküm var, restore etmek için hazırlanması gerekenler nelerdir?

CEVAP: Kurul tarafından değerlendirilmesi için Korunması Gerekli Kültür Varlıklarının Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Projelerinin hazırlanması gerekir.

 2. derece tarihi eser almayı düşünüyorum. Restorasyon maliyeti yaklaşık ne kadar? 

Maliyeti etkileyen bir çok değişken olduğu için doğru bir hesaplama ancak onaylanmış restorasyon projesi üzerinden yapılabilir. Restorasyon uygulaması için anlaşma yaptıktan sonra ayrıntılı maliyet analizi hazırlanır.

Anıtlar Kurulu’ndan onay alınması ne kadar sürer?

CEVAP: Tüm projelerin hazırlanması, belgelerin çıkarılması ve kurulun projeyi inceleyip onaylaması ortalama olarak 1-1.5 yıl kadar sürebiliyor.

Restorasyon inşaatları ne kadar sürüyor?

Restorasyon süresi yapının büyüklüğü, zemin koşulları ve ödeme planına göre değişiyor. İnşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra ayrıntılı iş planı hazırlıyoruz, düzenli ödeme planı ile ekipleri bir arada çalıştırarak inşaatı hızlandırmak mümkün oluyor.

Satın almayı planladığım yapı 2. derece tarihi esermiş, kat eklenmesine izin veriyorlarmış, doğru mu? 2 derece tarihi eser yıkılabilir mi?

CEVAP: Korunması gereken kültür varlıklarında kat eklenmesine, yapım sisteminin değiştirilmesine, bina ayakta ise yıkılıp yeniden yapılmasına, saçak ve çatı kotunun yükseltilmesine izin verilmemektedir. Zemin kat, yapı taban alanından küçük ise tamamlanmasına izin verilebiliyor. Ayrıca en düşük köşe kotu, zemin kat kotundan aşağıda ise bodrum kat yapılması için izin alınabiliyor.

Kurula başvururken hangi belge ve projeler isteniyor?

CEVAP: Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri; fotoğraf dosyası, belediye ve tapudan alınacak resmi belgeler, tapu, vekaletname, il özel idare kaydı, imar durumuna uygunluk gibi belgeler ve çalışmalar istenir. Anıt ya da sivil mimarlık örneklerinin özelliklerine göre istenecek çalışmalar değişiklik gösterebilir.

Karşılaştır

Açıklama

Restorasyon; yapının mevcut durumunun belgelenmesinden sonra, sorunların saptanarak potansiyel ve yeni kullanım olanaklarının araştırılması, onarıma yönelik temel yaklaşım ve müdahale biçimlerinin belirlenmesi ile yeni kullanımın gerektirdiği müdahalelerin raporlarla, ölçülü ve ölçekli çizimlerle aktarımıdır. Yapının estetik değeri, tarihi özellikleri, teknik ve malzeme özellikleri ile anıtın yasal statüsünün araştırılması ve bulgulara göre restorasyon çalışmalarına yön vermek gerekir.  Amaç yapı üzerinde değerlendirmede kullanılabilecek her türlü bilgiyi toplamaktır. Yapı ile ilgili veri ne kadar çok ise sağlıklı bir sonuca ulaşmak o ölçüde kolaylaşacaktır. Bu veriler kullanılarak yapıdaki hasarın nedenleri ve onarım ve güçlendirme ilkeleri belirlenecektir. Yapının hasarının açıklanması için gereken her türlü bilgi toplanmalıdır. Gerekirse sıva, badana, taş ve ahşap kaplamalar kaldırılarak altlarındaki elemanlarda da çatlakların olup olmadığının kontrolü yapılmalıdır. Yapıda hasarsız elemanlar da varsa not edilmelidir. Yapının önceden geçirdiği restorasyona ait plan ve projeleri varsa bulunup incelenmelidir. Yapı temellerinde hasar olduğu kuşkusu varsa temeller açılıp incelenmelidir.

Tarihi eser mülküm var, restore etmek için hazırlanması gerekenler nelerdir?

CEVAP: Kurul tarafından değerlendirilmesi için Korunması Gerekli Kültür Varlıklarının Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Projelerinin hazırlanması gerekir.

 2. derece tarihi eser almayı düşünüyorum. Restorasyon maliyeti yaklaşık ne kadar? 

Maliyeti etkileyen bir çok değişken olduğu için doğru bir hesaplama ancak onaylanmış restorasyon projesi üzerinden yapılabilir. Restorasyon uygulaması için anlaşma yaptıktan sonra ayrıntılı maliyet analizi hazırlanır.

Anıtlar Kurulu’ndan onay alınması ne kadar sürer?

CEVAP: Tüm projelerin hazırlanması, belgelerin çıkarılması ve kurulun projeyi inceleyip onaylaması ortalama olarak 1-1.5 yıl kadar sürebiliyor.

Restorasyon inşaatları ne kadar sürüyor?

Restorasyon süresi yapının büyüklüğü, zemin koşulları ve ödeme planına göre değişiyor. İnşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra ayrıntılı iş planı hazırlıyoruz, düzenli ödeme planı ile ekipleri bir arada çalıştırarak inşaatı hızlandırmak mümkün oluyor.

Satın almayı planladığım yapı 2. derece tarihi esermiş, kat eklenmesine izin veriyorlarmış, doğru mu? 2 derece tarihi eser yıkılabilir mi?

CEVAP: Korunması gereken kültür varlıklarında kat eklenmesine, yapım sisteminin değiştirilmesine, bina ayakta ise yıkılıp yeniden yapılmasına, saçak ve çatı kotunun yükseltilmesine izin verilmemektedir. Zemin kat, yapı taban alanından küçük ise tamamlanmasına izin verilebiliyor. Ayrıca en düşük köşe kotu, zemin kat kotundan aşağıda ise bodrum kat yapılması için izin alınabiliyor.

Kurula başvururken hangi belge ve projeler isteniyor?

CEVAP: Rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri; fotoğraf dosyası, belediye ve tapudan alınacak resmi belgeler, tapu, vekaletname, il özel idare kaydı, imar durumuna uygunluk gibi belgeler ve çalışmalar istenir. Anıt ya da sivil mimarlık örneklerinin özelliklerine göre istenecek çalışmalar değişiklik gösterebilir.

Yapıların onarımına geçilmeden önce, harap duruma gelmelerine neden olan etkenler gözlem ve teknik incelemelerle araştırılıp saptanır. Tarihi yapıları restorasyon öncesinde ayrıntılı olarak incelemeye geçmeden önce, hasara neden olan etkenleri gözden geçirmek yararlı olacaktır. Tarihi yapının bozulma nedenleri araĢtırıldıktan ve teĢhis edildikten sonra, bozulmanın durdurulması varsa strüktürel aksaklıkların giderilebilmesi için gerekli müdahalelerin belirlenmesi gerekir. Korunmaya değer bir yapı üzerinde çalıĢıldığından, onarımın özgün dokuya en az müdahale ile gerçekleĢtirilmesi, yapım tekniklerinin eskisine benzer olmasına dikkat edilmesi, yapının iç düzenlemesinin değiĢtirilmemesi, mekân bütünlüğünün zedelenmemesi göz önünde tutulması gereken baĢlıca kurallardır. Venedik Tüzüğü’nün 9. Maddesi’nde de belirtildiği gibi onarım uzmanlık gerektiren bir iĢtir. Ġyi yetiĢmiĢ mimar ve restoratörler tarafından, uygun malzeme ve teknik kullanılarak gerçekleĢtirilmeyen onarımlar kaba tamirden öteye geçememektedir. Anıtların tarihi, estetik değerlerini, yapılacak müdahale sınırlarını tanımlayan koruma kurullarının anıtların koruma derecelerini belirlerken hata yapmaları da anıtların zarar görmesine neden olmaktadır. Resim1.2: Onarım bir uzmanlık iĢi 1.1.2. Tamamlamalar ÇeĢitli etkenlerle tahribata uğramıĢ, bir bölümü hasar görmüĢ ya da yok olmuĢ yapıların ve ögelerin, ilk tasarımlarındaki bütünlüğe kavuĢacak biçimde geleneksel ya da çağdaĢ malzeme kullanılarak eksik kısımlarının tamamlanması gerekir. Bunun için değiĢik teknikler uygulanmaktadır. 10 1.1.2.1. Tamamlamalar Ġçin Orijinal Malzeme – Benzeri Malzeme Kullanılması Onarımda tamamlama iĢleri için orijinal malzemenin benzeri kullanıyorsa, çeĢitli belirtme teknikleri ile onarılan kısmın orijinalden ayrımı sağlanmaktadır. AĢağıda belirtilen bu teknikler çeĢitli kâgir yapılar ve yapı eleman onarımlarında yaygın olarak kullanılmaktadır.  Farklı derinliklerde satıh uygulaması Çok yaygın bir tekniktir. Bu tekniğin ilk örneklerinde onarılan sathın 2–3 cm orijinal satıhtan dıĢarıda inĢa edilmesi Ģeklinde bir uygulama görülür. ġekil 1.3: Orijinal sathın onarım sathından geride olması Ancak daha sonra bu tekniğin yanlıĢ uygulandığı, onarılan orijinal elemanın bir ölçüde ikinci plana itildiği Ģeklindeki kritik ile bu teknik terk edilmiĢ ve 20’nci yüzyılın ortalarından itibaren yeni uygulamada onarılan satıh orijinale göre 2–3 cm geri çekilmiĢtir. Bu onarım Ģeklini büyük satıhlarda gördüğümüz gibi küçük elemanların onarımında da görmekteyiz. 11 Resim 1.3: DeğiĢik malzeme dondurma (ostia antika)  Hat geçirme tekniği Orijinal satıh ile tamamlama yapılan satıh arasında (bu iki satıh aynı düzlemde olmak üzere) bir sınır (hat) geçirme tekniğidir. Bu tipte belli baĢlı üç çeĢit uygulama vardır.  Birinci örnekte, onarım malzemesinin onarım sathıyla birleĢtiği yerdeki ilk sırayı 2–3 cm dıĢarıya taĢırmak veya içeriye çekmek Ģeklindeki uygulamadır. Resim 1.4: Tarihleme, hatlama (ostia antika)  Diğer uygulama ise, bu iki satıh arasına değiĢik malzemeden sınır çekilmesi Ģeklidir. Resim 1.5: TaĢ duvar tamamlama, belirtmeli (pompei)  Üçüncü uygulamada ise, kullanılan ara harcını orijinalin üstündeki ilk tabakada biraz kalın tutmak ve kalın bir derz hattı meydana getirmek suretiyle müdahaleyi orijinalden ayırmak amaçlanmaktadır. ġekil 1.4: Satıhlar arasında derz ile hat çekmek  DeğiĢik derzleme tekniği Orijinal ile onarım arasında görsel farklılaĢtırma meydana getirecek diğer belirtme tekniği, onarımın kısmındaki elemanların ara malzemesine değiĢik derzleme teknikleri 12 uygulanması Ģeklindedir. Seçilecek derz tekniği verilmek istenilen tesire göre çeĢitlilik gösterebilir. ġekil 1.5: Satıhlarda değiĢik derz teknikleri uygulaması Bu teknik kesilmiĢ yapı elemanlarını (duvar, kemer, tonoz gibi), orijinalinde devam ettiğini belirtmek gayesiyle de kullanılır. Bu çeĢit uygulamadaki amaç hem bitiĢ yüzündeki sathı sağlamlaĢtırmak hem de elemanın kesitteki dokusunu verecek görüntüyü sağlamaktır. ġekil 1.6: Satıhta değiĢik örgü ve derz tekniği uygulaması  Onarım malzemesi farklılaĢtırma Yaygın uygulamasını gördüğümüz diğer bir belirtme tekniği, aynı yapı malzemesinin niteliklerinde, orijinal malzemeye göre değiĢiklik yaparak onarımda kullanılmasıdır. Bu uygulamayı da esasta aĢağıda belirtilen uygulama tiplerinde görmekteyiz.  Renk tonu oluĢturma: Orijinal malzemeyle aynı olan onarım malzemesinin renk tonu orijinalinkine göre değiĢtirilir. Bu iki sathın arasında farklılaĢmaya sebep olur.  Malzeme boyutu farklılaĢtırması: Ebatta yapılan farklılaĢmada, orijinale göre onarım malzemesi gözle fark edilebilir Ģekilde büyük veya küçük ölçüde hazırlanır. Örgü tekniği ise orijinalle aynı tekniktedir.  Farklı örgü tekniği: Bu uygulama tipinde; orijinalle aynı nitelikteki malzeme onarımı ayrı bir örgü tekniği ile kullanılır. Bu da cephede doku farklılaĢması meydana getirerek onarımın belirlenmesini sağlar. 13 1.1.2.2. Onarımlarda Orijinal Malzemeden DeğiĢik Malzeme Kullanılması  Yapı elemanlarının tamamlanması, konsolide edilmesi Genelde orijinal malzemeyi olduğu gibi bırakmak, zaman içinde oluĢan çürük ve eksik kısımların orijinalden değiĢik bir malzeme ile tamamlanması, restorasyonlarda yaygın olarak kullanılan bir tekniktir. Mermer veya monolitik taĢların tuğla ile onarılması, tamamlanması örnek gösterilebilir. Bu nitelikteki değiĢik tip malzeme ile yapılan tamamlamalarda malzeme, doku ve renk farklılaĢmaları nedeni ile görünümde büyük bir zıtlık ortaya çıkmaktadır. Resim 1.6: Tamamlama, imitasyonlu (pompei) Bu uygulamadaki tipik örnekler Ģunlardır:  Tabii kesme taĢın moloz taĢ ile tamamlanması veya tabii kesme taĢın düzgün tuğla örgü ile tamamlanması. ġekil 1.7: Orijinali değiĢik malzeme ile tamamlamak  Renk ve dokuyu orijinale uydurarak yapılan ”imitasyon” diyebileceğimiz uygulamalarda ise görsel bakımından orijinal ile yeni malzemenin uyumu sağlanır. Örnek olarak tabii kesme taĢın beton veya betonarme ile tamamlanması gösterilebilir. 14 ġekil 1.8: Tamamlama  Diğer bir uygulama ise; taĢ, duvar, tonoz veya kubbe gibi yapı elemanlarının tuğla ile tamamlanmasıdır. Bu teknikte tuğla taĢ konstrüksiyona uyacak Ģekilde değiĢik örgü sistemleriyle, değiĢik ifadelerle kullanılır. Çok seyrek uygulanan sistemlerden biri ise tuğlanın moloz taĢ veya beton ile tamamlanmasıdır.  Tamamlamada kullanılan ara malzemeye orijinale uygun detay kazandırma Bu da iki değiĢik Ģekilde olmaktadır.  Birincisinde sadece bulunan parçalar ara birleĢtirici malzeme vasıtası ile bir araya getirilmekte, ara malzeme üzerine herhangi bir yorum getirilmemektedir. Resim 1.7: Yapı elemanında kitabe (Roma)  Ġkinci uygulamada ise, ara malzeme üzerine bazı detaylar iĢlenmekte tamamlayıcı hatlar, izler çizilerek bir çeĢit yorum yapılmakta veya tamamlama yapılmaktadır. Bunlar da tabi ki bir araĢtırma sonunda ortaya çıkan bilineni ifade etmektedir ve kullanılan detaylar edinilen bilginin niteliğine göre az veya çok olmaktadır. 15 ġekil 1.9: Tamamlayıcı hatlar uygulanması  Onarımda bazı elemanların yeni malzeme ile yeniden kurulması Bazı onarımlarda geleneksel veya modern malzeme, elemanların yeniden kurulması için kullanılmaktadır. Daha çok arkeolojik sitlerde kullanılan bu çeĢit tamamlamalar ise, dört ayrı niteliktedir.  Ġlk tipte onarım (tamamlama) malzemesi kendi niteliğinde kullanılmakta orijinal duruma atıf yapılmamaktadır. Yapılan tamamlamalar daha çok eserin sağlamlaĢtırılması, tahribattan korunması ya da yeni iĢlevler kazandırılması amaçlıdır. Resim 1.8: Tiyatro (pompei)  Ġkinci tip uygulamada eserin parçası olan orijinal eleman ana hatları ile kopya edilmekte; ancak tamamlama veya güçlendirme malzemesi kendi görünümünde bırakılmaktadır. ġekil 1.10: Yeni malzemenin kendi görünümünde bırakılması 16  Üçüncü tip uygulamada, orijinal eleman kopya edilmekte, aynı zamanda orijinal malzemenin görünümü (doku, elyaf, renk gibi) yeni malzeme üzerine uygulanmaktadır. ġekil 1.11: Malzemeye orijinal görünüm verilmesi  Dördüncü tip uygulamada, daha çok koruma-dondurma amaçlı onarımlarda görülür. Onarımda kesit olarak gösterilmesi gerekli duvar, tonoz, kemer gibi elemanların konstruktif dokusunu kesitte göstermek için uygulanır. Orijinalden değiĢik onarım malzemesi kullanılarak yapılan bu tip uygulamada yeni malzeme orijinale atıf yapacak Ģekilde çeĢitli örgü, doku da kullanılır. ġekil 1.12: Yeni malzeme orijinale atıf 1.1.2.3. Diğer Uygulamalar  Onarım kısmı etiketleme Onarım yapılan kısma, üzerinde onarımla ilgili çok kısa bilgi bulunan bir plaka veya eleman konularak onarım belirtilmektedir. Bu yöntemde çeĢitli Ģekillerde uygulanmaktadır. Kullanılan plaka veya elemanın büyüklüğüne göre onarım tarihi, kimin (hangi kuruluĢun) onarımı gerçekleĢtirdiği gibi konular bu elemanlar üzerinde belirtilir. Uygulamalar çeĢitli Ģekillerde yapılabilir;  Bu uygulamada bazen yapı elemanlarından biri üzerinde bilgi verilir. Bu malzeme bir tuğla, kiremit olduğu gibi bir lento taĢı da olabilir. Bu elemanlar biraz dikkat ile fark edilebilecek niteliktedir. Dikkati daha fazla çeken diğer uygulamada, üzerinde bilgi olan malzeme diğerlerinden farklı ebattadır. Plaka hâlinde olanlar ise genellikle onarım malzemesinde 17 değiĢik malzeme ve ebatta olmakta, yapı elemanlarının arasında olduğu gibi üzerine de monte edilmektedir. Resim 1.9: Colosseum (Roma)  Bir baĢka uygulama ise; onarılan eserin görünür bir yerine onarıma baĢlanmadan önceki durumu gösterin bir fotoğraf veya çizimin konması Ģeklindedir. Görsel olarak onarım öncesi ve sonrasını mukayese etmek açısından bu yöntem de etkilidir.  Konsolidasyon (pekiĢtirme) Esasta tamamlama tekniği olmayan, konsolidasyon (pekiĢtirme) uygulamalarına da kısaca değinmek (konuyla ilgisi açısından) faydalı olacaktır. Konsolidasyonlarda tüm yapıya veya yapı elemanlarına uygulanan malzemenin belirtilmesi gerekir. XIX. ve XX. yüzyıl baĢlarında taĢ mermer konsolidasyonu için çıplak metal kanca, atkı kullanılması iyi sonuç vermemiĢ, bazı yapı elemanları bu uygulama sonucu pas akması veya genleĢme çatlamasından dolayı daha fazla tahrip olmuĢtur. Yapıları desteklemek için inĢaa edilen kontrfor ve iskeletler yapının görünümünü, anıtsal ve yapısal değerlerini tahrip etmeyecek nitelikte olmalıdır. 18 Resim 1.10:Pas akmasının olumsuz etkisi Zaman içinde onarım anlayıĢı ve tekniklerinin değiĢmesi veya ilk onarımların iyi netice vermemesi sonucu yeniden müdahale gerekmektedir. Bu durumun ortaya çıkması hâlinde ilk onarımın muhafaza edilerek yenisi ile takviyesi veya korunması, yeni belirtme tekniklerinin kullanılmasını gerektirmektedir. ÇeĢitli tekniklerin karıĢık olarak bir arada uygulanması, bir önceki durumda olduğu gibi onarımı, amaçlarından biri olan anlaĢılabilir olması niteliğinden saptırmaktadır. Bu da eserin artistik ve mimari değerlerini tahrip etmektedir. Resim 1.11: Belirtme (Roma) Resim 1.12: Onarım üstüne onarım  Düzeltmeler Tarihi eserlerde, yılların verdiği malzeme yorgunluğundan, strüktür hatalarından, depremlerden ve zemin özelliklerinden dolayı zamanla deformasyonlar – Ģekil bozuklukları- oluĢabilir. Bu durumda anıt eserin aslına uygun olarak onarımının yani bozulmaların düzeltilmesi gerekebilir. Zamanında bakımı ve onarımı yapılmayan eserlerin daha büyük tamiratlara ve masraflara yol açacağı bir gerçektir. Akılcı çözüm, problemin daha büyümeden en kısa zamanda çözülmesidir. Bu sebeple bozulmaya uğrayan anıt eserin sorunları tespit edilir ve fotoğrafları çekilir. Ayrıca anıtın rölövesi çıkarılır. Bu rölöve üzerinde deformasyona uğrayan malzemeler taĢ, tuğla, ahĢap, kerpiç vs. tespit edilerek yerine ve sırasına göre numaralandırılır. Gerekirse malzemeler sökülerek temizlenir ve koruma altına alınır. Deformasyonun büyüklüğüne göre onarım tedbirlerine baĢvurularak yine aynı malzeme aynı yerinde kullanılmak suretiyle anıt eserin onarımı yapılır. Eğer 19 kaybolmuĢ ya da kullanılamayacak kadar dağılmıĢ olan parçalar var ise, bu durumda orijinale en yakın malzeme; o da temin edilemiyorsa benzer malzeme ile parçalar tamamlanır, temizliği ve bakımı yapılarak koruma altına alınır. Resim 1.13: Deformasyona uğramıĢ kemerin onarımı 1.2. Teknik Ġmkânların Tespiti Kültür varlığı eserin restorasyonu yapılırken uygulayıcının, teknik imkânların tespitini yapması gerekir. Öncelikle yapılacak müdahalelerin geleneksel metotlara göre ve özgün malzeme kullanılarak yapılması gerekir. Ancak geleneksel tekniklerin yetersiz kaldığı yerlerde, koruma ve inĢa için bilimsel verilerle ve deneylerle geçerliliği saptanmıĢ herhangi çağdaĢ bir teknik kullanılarak kültür varlığı sağlamlaĢtırılabilir ( Venedik Tüzüğü Madde 10). Günümüzde sanayi devriminden sonra teknolojide köklü değiĢiklikler yaĢanmıĢtır. Dökme demirin yapılması, çimentonun imali ve betonarmenin kullanılmaya baĢlaması ile yapı sanatında da değiĢim süreci hızlanmaya baĢlamıĢtır. Betonarmenin yanı sıra çelik de taĢıyıcı sistem olarak tek baĢına – özellikle yüksek yapılarda – kullanılmıĢtır. ġimdilerde ise ileri teknoloji sayesinde cam ve fiber gibi malzemelerinde taĢıyıcı sistem olarak yaygınlaĢtırılması için çalıĢmalar devam etmektedir. Ancak yüzyıllardır ayakta kalan, iĢlevini sürdüren birçok eski eserin dıĢ etkilerden korunmasını, statik dengesini, zemin kullanımını, malzeme özelliklerini sağlayan, geliĢtirilmiĢ tekniklerin bulunması doğaldır. Çatısından akan suyu boĢaltmak, yapıyı rutubetten korumak gibi deneme birikimine dayanan, baĢarılı olmuĢ geleneksel yöntemlerin olduğu bellidir. Restoratörün var olan bu iliĢkileri sağlıklı biçimde tespit etmesi ve yine aynı yöntemi aynı teknikle uygulaması gerekir. 1.2.1. Özgün Yapı Aksamları Kültür varlığı eseri meydana getiren, kullanımını ve yıllarca ayakta kalmasını sağlayan, aynı zamanda esere sanat değeri katan yapı elemanlarına özgün yapı aksamları denir. Bu elemanlar kısaca Ģöyle sıralanabilir: 20  TaĢıyıcı elemanlar: Fil ayakları,sütunlar, merdivenler, duvarlar, kemerler, tonozlar, tromp ve pandantifler, ahĢap gergiler  Örtü elemanları: Çatılar, kubbeler vs.  Tamamlayıcı elemanlar: Kapı ve pencere söveleri, demir parmaklıklar, eĢikler, kapı ve pencere doğramaları, kepenkler  Süsleme elemanları: Duvar ve tavan bezemeleri, taĢ ve mermer kalemiĢleri, çiniler, vitraylar, altın varaklar, freskler, malakariler, mozaikler 1.2.1.1. Özgün Malzeme Temini Onarımda kullanılamayacak kadar harap durumda olan mimari parçaların yerine kopyalarının hazırlanması gerekebilir. Öncelikle bütünleme ve yenilemelerin hangi malzeme ile yapılacağının belirlenmesi gerekir. Tarihi eserlerde en çok kullanılan malzemeler taĢ, mermer, kerpiç ve ahĢaptır. Eğer özgün malzeme hâlâ sağlanabiliyorsa, en iyisi özgün malzeme kullanılarak onarımın yapılmasıdır. Ancak, eski taĢ ve mermer ocaklarının yerinin bilinmemesi, ocakların artık iĢletilmemesi, özgün malzemenin çok pahalı olması uygulamacıyı baĢka çözüm yollarına yöneltebilir. Bu durumda yapay taĢ ve mermer kullanımına gidilebilir. Özgün taĢın rengine ve yapısına uyum sağlayabilmek için malzeme araĢtırması yapılır; taĢ tozu ve kırığı ile gerekli bağlayıcı katkılar eklenerek uygun fiziksel ve kimyasal özellikler elde edilebilir. Resim 1.14: Fraklı malzemelerle yapılan onarımlar Dökme tekniğiyle hazırlanan yeni parçaların gerçeğe yakın biçim alabilmeleri için silikon kauçuk, lateks gibi kalıp malzemelerinden yararlanılmaktadır. Özgün parçalardan alınan ayrıntılar aynen veya soyutlama yapılarak kullanılır. Bütünlenecek parçalarda yapay taĢın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin doğal taĢa uyumuna dikkat edilmelidir. Özellikle boĢluklu taĢlardan yapılmıĢ sütunların gövdelerinin oyulması ve çekirdeğin betonla doldurulması sakıncalı olabilmekte; yapay taĢ farklı genleĢerek doğal taĢı çatlatacak gerilimler yaratabilmektedir. Ġklim koĢullarının zorladığı durumlarda, yüzeysel yamalar da uzun ömürlü olmamaktadır. 21 Özgün parçaların kırıklarını birleĢtirmek için titanyum, paslanmaz çelik gibi malzemelerden yararlanılır. Korozyona karĢı güvenlik sağlamak için metal bağlantı elemanlarının kurĢun ya da epoksi reçine gibi koruyucularla iyice örtülmesi gerekir. Özgün malzemeye uygun mermer yatakları araĢtırılır. Eğer istenen nitelikte mermer bulunabilirse en iyisi yenilemeler ve tamamlamaların bu malzeme ile yapılmasıdır. Uygun malzemenin bulunamaması veya aĢırı pahalı olması durumunda istenirse suni mermer yapımına müracaat edilebilir. Fakat bu yöntem, bütün yollar denendikten sonra baĢvurulacak en son yol olmalıdır. Kerpiç yapıların bakım ve onarımında anıt yapının iyice incelenerek toprak özelliğinin tespit edilmesi ve buna uygun yöresel malzemenin temin edilmesi gerekir. Buna göre kerpiç tuğla ve sıva için en uygun toprak, su ve kıtık oranı ayarlanabilir. ÇürümüĢ, dağılmıĢ, tamiri ve yeniden kullanımı mümkün olmayan ahĢap elemanlar içinde aynı doku ve özellikte ahĢap araĢtırması yapılır. AhĢabın yöresel tespiti yapılır ve özgün malzeme bulunabilirse yenileme buna göre yapılır. Özgün malzemenin bulunamaması durumunda ise benzer malzeme ile ahĢap emprenye edilerek kullanılır. 1.3. Özgün malzeme temini Özgün malzeme temini; özgün malzemenin yeni kullanımda değerlendirilmesi ve yeni malzemelerin eski malzemelerle birlikte kullanımı olarak iki Ģekilde ele alınacaktır. 1.3.1. Özgün Malzemenin Yeni Kullanımda Değerlendirilmesi Zaman içinde tahribata uğramıĢ yıkılmıĢ ve dağılmıĢ olan özgün elemanların, yerinde korunması mümkün olanları gerekli onarım ve sağlamlaĢtırmalar yapılarak yine aynı yerinde kullanılması gerekir. Kültür varlığının korunması, her zaman onları herhangi bir yararlı toplumsal amaç için kullanmakla kolaylaĢtırılabilir. Bunun için bu tür bir kullanma arzu edilir; fakat bu nedenle yapının planı ya da bezemeleri değiĢtirilmemelidir. Ancak bu sınırlar içinde yeni iĢlevin gerektirdiği değiĢiklikler tasarlanabilir ve buna izin verilebilir ( Venedik Tüzüğü Madde 5). Varlığı ve ayrıntısı bilinen ancak eksik ya da yok olmuĢ, pencere ve kapı söveleri, demir parmaklıklar, eĢikler, pencere ve kapı doğramaları, kepenkler, ahĢap gergiler ve benzeri elemanlar asıllarına uygun olarak özgün malzeme ile tamamlanmalıdır. Onarım uzmanlık gerektiren bir iĢtir. Amacı, kültür varlığının estetik ve tarihi değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır. Onarım kendine temel olarak aldığı özgün malzeme ile güvenilir belgelere saygıyla bağlıdır. Faraziyenin baĢladığı yerde onarım durmalıdır; yapılması gerekli herhangi bir eklemenin mimari kompozisyondan farkı anlaĢılabilmeli ve günün damgasını taĢımalıdır. Herhangi bir onarım iĢine baĢlamadan önce ve iĢ bittikten sonra, kültür varlığının arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılmalıdır ( Venedik Tüzüğü Madde 9). 22 1.3.2. Yeni Malzemelerin Eski Malzemelerle Birlikte Kullanımı Bir anıtın zamanla üstünden düĢen özgün malzemeden, kullanılabilecek durumda bulunanların tekrar kullanılması gerekir. Özgün malzemelerden, kötü durumda olan parçaların onarılarak ve eski kısımların mümkün olduğu kadar çok muhafaza edilerek yerinde korunması tercih edilir. Eğer anıtın orijinal parçalarının tamiri mümkün değil ya da bu elemanlar eksik, bulunamıyor ise anıtın sanatsal değerini ve özelliğini bozmayacak Ģekilde özgün malzemeye en yakın yeni malzemelerle tamamlanması gerekir. Yalnız modern iĢçilik ve malzemenin o anıtın orijinal siluetini bozacağı ve kıymetini düĢüreceği göz önünde tutulmalıdır. Bu durumda yeni malzemelerin daha çok gizli mahallerde ve konstrüksiyon da kullanılmasına dikkat edilmelidir. Eksik kısımlar tamamlanırken, bütünle uyumlu bir Ģekilde bağdaĢtırılmalıdır. Fakat bu onarımın, aynı zamanda sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlıĢ bir biçimde yansıtmaması için özgünden ayırt edilebilecek bir Ģekilde yapılması gereklidir ( Venedik Tüzüğü Madde 12). Bütün yeniden inĢa iĢlemlerinden peĢinen vazgeçilmelidir. Yalnız anastylosis’e, yani mevcut fakat birbirinden ayrılmıĢ parçaların bir araya getirilmesine izin verilebilir. BirleĢtirmede kullanılan madde her zaman ayırt edilebilecek nitelikte olmalı ve bu, kültür varlığının korunmasını sağlamak ve eski hâline getirmek için mümkün olduğunca az kullanılmalıdır ( Venedik Tüzüğü Madde 15). Yeni malzemeleri eski malzemelerle birlikte kullanırken bu malzemelerin kimyasal yapısının birbirini bozmayacak Ģekilde özgün malzemeye yakın olmasına dikkat edilmesi gerekir. DağılmıĢ olan taĢ elemanları birbirine bağlamak için kullanılan metal kenetlerin, zamanla paslanarak anıtın yüzeyini kirlettiği, yine taĢ elemanların aralarında kullanılan beton harcının farklı genleĢmeden dolayı çatlaklara yol açarak esere zarar verdiği bilinen özelliklerdendir. 1.4. Müdahale Yöntemleri Restorasyon uygulamalarına geçmeden önce yapılan araĢtırmalar ve belgeleme çalıĢmaları (yapının tarihi, estetik ve teknik yönden incelenmesi, rölövesinin hazırlanması ve bozulmalarının saptanması) binanın ayrıntılı olarak tanınmasını sağlar. Ön araĢtırmalar sonunda elde edilen bilgiler hasar nedenlerini ortadan kaldıracak veya etkilerini azaltacak koruma tekniklerinin seçilerek uygulanmasına temel oluĢturur. Onarımlarda geleneksel tekniklerin yanı sıra, çağdaĢ teknolojiden de yararlanılmaktadır. Günümüzde anıtların korunmasındaki temel yaklaĢım sürekli bakımlarının sağlanmasıdır. Birçok ülkede tarihi yapılar yıllık ve beĢ yıllık programlar çerçevesinde incelenir ve saptanan hasarlara göre gerekli bakım ve onarımları yapılır; böylece yüksek maliyetli müdahalelere gerek kalmadan korunmaları sağlanır. Birdenbire ortaya çıkan yangın, deprem, sel, toprak kayması gibi felaketler ise büyük ölçekli müdahaleler yapılmasını gerektirebilir. Anıtların onarımları için genel olarak:  sağlamlaĢtırma  bütünleme (reintegrasyon) 23  yenileme  yeniden yapma (rekonstrüksiyon)  temizleme  taĢıma tekniklerinden yararlanılır. Çoğu kez bir anıtın restorasyonu için yukarıda sıralanan tekniklerden birkaçı bir arada uygulanır. Örneğin, yeniden kullanılması kararlaĢtırılan bir Osmanlı kervansarayının geliĢigüzel eklerden arındırılması, tehlikeli durumda olan taĢıyıcılarının sağlamlaĢtırılması, bir bölümü yıkılmıĢ olan tonozlarının yeniden yapılması ve içinin çağdaĢ kullanıma uygun olarak donanımı gerekli olabilir. Depremde kubbesi çatlayan, son cemaat yeri ve minaresi yıkılan bir caminin, hem strüktürel açıdan sağlamlaĢtırılması hem de yıkılan son cemaat yeri ve minare gibi ögelerinin yeniden yapımı ile tekrar mimari bütünlüğüne kavuĢturulması söz konusu olabilir. Bilimsel restorasyonda olabildiğince az müdahaleyle, anıtın tarihi belge ve estetik değerinin korunması amaçlanır. Onarım sırasında yapılan müdahalelerin derecesi, sağlamlaĢtırmadan yeniden yapıma doğru artar. Koruma açısından en uygunu, sağlamlaĢtırmayla yetinmektir. Ancak anıttaki hasar derecesi arttıkça, müdahalenin kapsamı geniĢler; tarihi yapıya ekler getiren, dokusunu değiĢtiren tekniklerin ( örneğin, bütünleme, yenileme… ) uygulanması zorunlu olabilir. 1.4.1. SağlamlaĢtırma Yapı hasarının giderilmesinde temel olarak iki düzey vardır. Yapı dayanımı hasar öncesi düzeye getirilir ya da yapı elemanının ya da yapının hasar öncesine göre daha yüksek bir dayanımı olması sağlanır. Genellikle hasar öncesi dayanım düzeyine getirmek onarım hasar öncesine göre daha yüksek bir dayanım düzeyine getirmek güçlendirme olarak nitelenmektedir. Onarım ve güçlendirme ilkeleri hasarın nedeni ile bağlantılıdır. Amaç hasarın nedenlerini giderecek önlemlerin belirlenmesi ve hasarın ortaya çıkardığı direnç kaybının giderilmesi ya da bir daha olmaması için gerekli güçlendirme önlemlerinin belirlenmesidir. Farklı hasar nedenleri değiĢik onarım ilkelerinin uygulanmasını gerektirmekle birlikte yine de hemen her durumda kullanılabilecek ortak önlemler vardır. Bu önlemler :  Yapının ağırlığı azaltılması: Herhangi bir yapı elemanı yükünü taĢırken çatlamıĢ ise yükü gerektiğinden fazla demektir. Bu durumda yük azaltılırsa çatlama duracağından hasar etkisi ortadan kalkacaktır. Örneğin, merdivenlerden taĢıyıcı sisteme gelen yükleri azaltmak için merdivenlerin yüklerini doğrudan zemine aktaran düzenlemeler yapılabilir.  Yapının sünekliğinin artması: Süneklik yapının enerji tüketme gücüdür. Yapıların onarımlarında çoğunlukla kesitlerin geniĢletilmesi, perde duvar konulması gibi önlemler kullanılır. Bunlar ise genellikle yapının dayanımını artıran fakat sünekliği artırmayan uygulamalardır.  Yapının taĢıma gücü artırılması: Yapıda oluĢan hasar gelen kuvvetlere karĢı dayanımın az olmasının sonucudur. Gelen kuvvetlere karĢı yeterli dayanımın 24 sağlanması ile hasar durdurulacak ya da bir daha olmayacaktır. Bunun gerçekleĢmesi için yapının gelen ya da gelebilecek yüklere karĢı dayanımının, eğer yetersiz ise, artırılması gerekir. Yapının onarımının ilk aĢaması zayıflamıĢ düĢey yük taĢıma kapasitesinin artırılması, yapının askıya alınması ile, ikinci aĢamada da yatay yüklere, deprem yüklerine, karĢı olan dayanımın artırılması gerekir. TaĢıma gücünün artırılması yapıya yatay ve düĢey yükleri alacak yeni elemanlar eklenmesi ya da mevcut elemanların en kesitlerinin geniĢletilmesi ile yapılır.  Burulma etkisi azaltılması : Birçok yapıda hasar yapının katlarındaki ağırlık ve rijitlik merkezlerinin birbirinden uzak olmasının ortaya çıkardığı burulma etkisi ile oluĢmaktadır. Örneğin, perde duvarların yapının bir yanında toplanmıĢ olması burulma oluĢturacağı gibi taĢıyıcı olmayan bölme duvarların katlarda dengeli bir biçimde yerleĢtirilmemiĢ olması da yapının ağırlık ve rijitlik merkezleri arasında fark oluĢturarak yapıda burulma etkisi ortaya çıkarabilir. Onarım sırasında eklenen perde duvarların da bir burulma etkisi yaratabilecekleri göz önünde tutulmalı ve yerleĢtirilmeleri sırasında rijitlik merkezi ile ağırlık merkezi arasındaki mesafe olabildiğince az tutulmalıdır. Yapıların onarım ve güçlendirilmesine karar verilirken göz önünde tutulması gereken bir baĢka nokta yapının bulunduğu yerdeki olanaklardır. Nitelikli malzeme ve iĢçiliğin bulunamaması ile istenen dayanımda yapılamamıĢ bir yapının güçlendirilmesi için gerekli daha yüksek nitelikli malzeme ve iĢçiliğin bu kez sağlanabileceği ve güçlendirmenin istenen düzeyde olabileceğini beklemek gerçekçi görünmemektedirSağlamlaĢtırma çalıĢmaları, anıtın malzemesinin, taĢıyıcı sisteminin ve üzerinde bulunduğu zeminin sağlamlaĢtırılması olmak üzere üç düzeyde ele alınabilir. 1.4.1.1. Anıtın Yapıldığı Malzemelerin SağlamlaĢtırılması Anadolu’nun Ġ.Ö. 7000’e kadar giden yerleĢik tarihi içinde binalar yörenin olanaklarına ve geleneklere bağlı olarak kerpiç, tuğla, ağaç, taĢ gibi doğal kökenli malzemelerle yapılmıĢlardır. Malzemeler doğal etkilerle, zamanla bozulup harap olur. Açıkta kalan kerpiç yağmur karĢısında eriyip dağılır, tuğla aĢınır, çatlayıp ayrıĢır, ağaçtan yapılan kiriĢ ve dikmeler, çatılar çürür. Soylu ve dayanıklı olarak kabul edilen taĢlar da düzgün yüzeylerini yitirir, oyuk ve çatlaklarla dolu, kötü bir görünüm sergiler. 25 Resim1.15: Anıtın taĢıyıcı sisteminin sağlamlaĢtırılması  Kerpiç malzemenin sağlamlaĢtırılması Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan ve açıkta, doğanın insafına bırakılan kerpiç buluntular, kent surları, konutlar, temel izleri, yağıĢlarla yumuĢayıp erimekte, güneĢte çatlamakta, rüzgârla aĢınıp toz olmaktadır. Kayıpları önlemek için çeĢitli yöntemler denenmiĢtir. Eski koruma uygulamalarında, kerpiç mimari kalıntılar zift sürülerek ya da üstleri çimentolu harçla sıvanarak korunmaya çalıĢılmıĢtır. Renk ve doku açısından kerpiç malzemeyle uyumlu olmayan bu müdahaleler artık terk edilmiĢtir. Kerpiç kalıntılar ve hâlâ içinde yaĢanmakta olan köy evleri, binlerce yıldır Anadolu’da uygulandığı gibi, sürekli bakım yöntemiyle, çamur harcı ile sıvanarak korunabilir. Yenilenebilir olan bu sıva, kerpiç yapıyı hava koĢullarına karĢı korur, eriyerek yok olmasını engeller. Ancak kerpiç üzerine yapılmıĢ bir kabartma ya da boyalı bezemenin korunması daha geliĢmiĢ yöntemlerle çalıĢan uzmanların çabalarını gerektirir. Malzemenin dağılmaması için çatlamıĢ, ayrılmak üzere olan sıva tabakaları miller ve/veya mikroenjeksiyon yardımıyla ana taĢıyıcıya tutturulur; hava koĢullarından etkilenecek konumda bulunan kalıntılar müzeye taĢınır ya da yerinde korunması için üzerine çatı yapılır.  AhĢap mimari ögelerin korunması Geleneksel Türk evini ve anıtsal mimarlığımızın yoğun bezemeli ögelerinin ana malzemesini oluĢturan ahĢap, nem etkisiyle zamanla çürümekte; kurt yenikleri ile dayanımı azalmaktadır. Kapı, pencere kapağı, minber gibi mobilya niteliğinde iĢlenmiĢ mimari ögelerin, balkon korkuluğu, tavan bezemesi gibi ayrıntıların böceklerinin öldürülmesi ve dokularının sağlamlaĢtırılması için kimyasal maddelerle iĢlem görmeleri söz konusudur. Pahalı ve zahmetli olan bu tür konservasyon çalıĢmaları önemli kültür varlıklarımızın ahĢap minber, kapı, pencere kapağı, rahle ve benzeri ahĢap ögelerinin onarımlarında uygulanmaktadır. Çoğu kez yörede bulunan yumuĢak ağaçlarIa yapılan geleneksel konutlarımızda ise ahĢap iskeletin eskimiĢ olan ögeleri yenilenmekte; onarımlarda emprenye edilmiĢ ahĢap kullanılarak, yeni ögelerin yaĢamlarının daha uzun süreli olması güvence altına alınmaktadır. 26 Resim1.16: Çökmek üzere olan tavan Resim1.17: ÇürümüĢ ahĢap öge Resim1.18: Onarımdan sonraki hâli  TaĢ ögelerin sağlamlaĢtırılması Günümüzde taĢların sağlamlaĢtırılması, atmosfer etkilerinden korunması için sürekli araĢtırmalar yapılmakta, bu konuda bilimsel çabalar sürmektedir. Bozulma sürecini geriye döndürmek olası değildir; ancak çok önemli özel ayrıntıların (rölyefler, yazıtlar, figürlü plastik) dayanımlarını artırmak, özgün ayrıntıları daha uzun süre yaĢatabilmek için sağlamlaĢtırma uygulamalarına gidilmektedir. TaĢa püskürtülerek, fırça ile sürülerek veya vakumla uygulanan taĢ sağlamlaĢtırıcıların uzmanlar tarafından seçilmesi ve onların önerileri doğrultusunda, denetim altında uygulanması gerekir. SağlamlaĢtırma yöntemi taĢın türüne ve bozulma durumuna göre belirlenir. 27 Resim1.19: TaĢ ögelerin sağlamlaĢtırılması 1.4.1.2. TaĢıyıcı Sistemin SağlamlaĢtırılması Depremler, zemin hareketleri, anıtların taĢıyıcı sistemlerinde hasara neden olmaktadır. Tarih boyunca mimarlar, anıtların duvar ve örtülerinde oluĢan düĢeyden ayrılma, çatlama gibi hasarları payandalarla desteklemiĢ, gergiler yerleĢtirmiĢ ya da aksak olan bölümleri yıkıp yeniden yaparak binanın ayakta durmasını, iĢlevini sürdürmesini sağlamıĢlardır. Eski restorasyonlarda uygulanan strüktürel sağlamlaĢtırma tekniklerine günümüzde ön germe, ankraj, temel geniĢletme ve sağlam zemine inen kazıklı temellerle destekleme gibi teknikler eklenmiĢtir. Resim 1.20: TaĢıyıcı sistemlerin sağlamlaĢtırılması  Kesit geniĢletme ve mantolama 28 DüĢeyden ayrılan yapılarda taĢıyıcı sistemin güvenliği kabaca ”üçte bir” kuralına göre değerlendirilir. Eğer bir yapının ağırlık merkezinden sarkıtılan çekül, onun zemine oturduğu alanın ortadaki üçte biri içinde kalıyorsa, yapının güvenli olduğu kabul edilir. Ağırlık merkezinden sarkıtılan çekül, duvarın zemindeki izinin dıĢına düĢüyorsa, ciddi bir yıkılma tehlikesi vardır. Kesit geniĢletme iĢlemlerinde yapının veya duvarın tabanına ek kütle yapılarak ağırlık merkezinin güvenlik sınırları içinde kalması sağlanır. Günümüzde kâgir ve ahĢap tarihi strüktürler üzerinde deneyim sahibi mühendisler restore edilecek anıtı inceler, hasarları saptar ve depreme ya da düĢey yüklere karĢı yetersiz buldukları öğgelerin (temel, duvar, sütun, ayak, kemer) sağlamlaĢtırılması için öneriler geliĢtirirler. Anıtın genel görünümünü bozan, değiĢtiren müdahaleler tercih edilmediğinden bu tür sakıncalar yaratacak sağlamlaĢtırma önerilerinden olabildiğince kaçınılır. Anıtın iç bünyesinde gizlenebilen, görünmeyen sağlamlaĢtırma teknikleri yeğlenir.  Destekleme payandalama Zemindeki aksaklıklar, deprem, kemer, tonoz, kubbe gibi eğrisel ögelerden duvarlara gelen itkiler onların düĢeyden ayrılmasına, çatlamasına neden olabilir. Eski mimar ve ustalar, hasar görmüĢ kâgir yapıları özellikle köĢelere, kemer mesnet hizalarına masif ya da uçan payandalar yerleĢtirerek sağlamlaĢtırmıĢlardır. Deprem kuĢağı üzerinde yer alan yurdumuzda, yer sarsıntıları da ciddi hasarlar meydana getirmiĢtir. Birçok önemli anıtta deprem sonrası onarımlara ait izler gözlenmektedir. Osmanlı dönemi onarımlarında masif payandalar çoğunluktadır. Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde yer alan tarihi kentlerimizde bulunan tarihi yapılarda deprem sonrası onarımlara ait izleri gözlemek mümkündür. Payandalama günümüzde de uygulanan bir sağlamlaĢtırma yöntemidir. Ancak görsel nedenlerle, eskiden yapıldığı gibi anıtın genel görünüĢünü bozan, ağır kütleli payandalar yapmaktan kaçınılmaktadır. Çoğu kez geçici payandalar uygulanmakta; taĢıyıcı sistem sağlamlaĢtırıldıktan sonra payandalar kaldırılmaktadır. Payandaların duvar yüzeyine tek noktadan uygulanan destekler biçiminde tasarlanması tehlikelidir; yan itkilerle zorlandığında payanda duvarı delerek hasar verebilir. Bu nedenle yastıklama yapılması, desteklerin geniĢ bir yüzey üzerine uygulanması tercih edilir. Payandaların cephelerin özel ayrıntılarının bulunduğu bölümlerine yerleĢtirilmemesine, bundan kaçınılamıyorsa, cephe bezemelerinin zedelenmesini engelleyecek önlemlerin alınmasına özen gösterilmelidir . Resim1.21: Derme çatma yapılan payandalama örnekleri 29 1.4.1.3. Çemberleme, Bağlantı Çubukları – Gergi Uygulanması ÇatlamıĢ, dağılma tehlikesi gösteren düĢey taĢıyıcıların çevrelerinin metal çemberlerle sarılarak sıkıĢtırılması çok eski çağlardan bu yana uygulanan bir sağlamlaĢtırma tekniğidir. Bu tekniğin uygulandığı örnekler Ġstanbul’da sıkça gözlenir; camilerin son cemaat yerlerinde ya da iç mekânlarında deprem, yangın gibi nedenlerle çatlayan sütunlar, çemberlerle sarılarak pekiĢtirilmiĢlerdir. Metal gergiler ya da çubuklar kullanılarak duvarlar birbirine bağlanır ya da düĢeyden ayrılmıĢ bir duvar gerideki sağlam bölüme tutturularak yerinde korunmaya çalıĢılır. Su deposu, hazne gibi binalar da yanal itkiler nedeniyle açılma tehlikesine karĢı duvarları sağlamlaĢtırmak için geliĢmiĢ gergi sistemleri ya da kuĢaklama uygulanmıĢtır. Osmanlı klasik dönem yapılarında gergiler strüktürün iç bünyesinde kalır, dıĢ cepheye yansımaz. Ancak onarımlarda konulan gergi ve kılıçları cephelerde gözlemek olasıdır. Günümüzde de strüktürlerin depreme karĢı takviye edilmesinde kuĢaklama ve gergilerden yararlanılmaktadır. Bir bölümü yıkılmıĢ olan arkeolojik kalıntılarda, strüktürel açıdan desteksiz, tehlikeli durumda olan parçalar metal çubuklarla geriye bağlanarak yıkılmaları önlenir. Resim 1.22: Çemberleme çalıĢması Resim 1.23: Çemberleme çalıĢması 1.4.2. Bütünleme (Reintegrasyon) Bir bölümü hasar görmüĢ ya da yok olmuĢ yapı ve ögeleri ilk tasarımlarındaki bütünlüğe kavuĢturacak biçimde geleneksel ya da çağdaĢ malzeme kullanarak tamamlama iĢlemine bütünleme, reintegrasyon denir. Bütünlemeyi yönlendiren etmenler estetik, iĢlevsel ya da strüktürel denge kaygıları olabilir. Yıkık durumda göze hoĢ gelmeyen bir yapı bütünlenerek hem estetik bütünlüğüne kavuĢur, kullanılabilir duruma getirilir hem de tümüyle yok olmaktan kurtarılabilir. 30 Resim 1.24: Tarihi eserlerin bütünlemelerine ait örnekler Ġlk yapılıĢındaki iĢlevini yitirmiĢ, tekrar kullanılamayacak durumda olan arkeolojik yapıların bütünlenmesi söz konusu değildir. Arkeolojik ve peyzaj değeri taĢıyan kalıntıların sağlamlaĢtırılarak korunması daha uygun bir yaklaĢımdır. Bütünleme yapabilmek için ilk tasarıma iliĢkin sağlıklı veriler gerekir; örneğin, bir son cemaat yerinin yarısı yıkılmıĢsa, tekrar eden ögelerin varlığından ve simetriden yararlanılarak bütünleme yapılabilir. Bütünleme ancak gerçek yapısal verilere ya da belgelere dayandırıldığında kabul edilebilen bir uygulamadır. Güvenilir verilere dayanmadan, yalnız varsayımlardan hareket ederek yapılan bütünlemelerin hatalı olması kaçınılmazdır. Yeni bölümlerin özgün olandan ayrılabilmesi için farklı bir yüzey dokusu uygulanması olumlu sonuç verebilir. Resim 1.25: Tarihleme yapılmıĢ ve değiĢik malzeme kullanılmıĢ anıt duvar 1.4.3. Yenileme (Renovasyon, Rehabilitasyon) 31 Zamanla değiĢen yaĢam biçimi ve ona bağlı istekler nedeniyle birçok tarihi yapı özgün iĢlevini yitirmekte, ilk yapılıĢ amacından farklı bir iĢleve hizmet etmek için uyarlanmaktadır. Hamam, kervansaray, tekke, manastır gibi tarihi yapı türleri ancak özel durumlarda özgün iĢlevlerini sürdürdüklerinden, bu yapı türlerinin farklı amaçlarIa kullanılmaları zorunlu olmaktadır. Konut, otel gibi iĢlevleri günümüzde de geçerli olan binalar ise bugün yapılan benzerlerinin konfor koĢullarını sunmaktan uzak olduklarından, iĢlevsel olarak eskiyerek standart altı kalmakta, güncelleĢtirme yapılmadığında terk edilerek harap olmaktadır. Yeniden iĢlevlendirme eski binaların yıkımdan kurtarılması için bir araçtır. Yenileme de yeniden iĢlevlendirilmesi büyük zorlamalar getirecek olan tarihi binaların müzeye dönüĢtürülmesi yoluna gidilmektedir. Özel mülkiyete geçmiĢ olan hamam, tekke gibi vakıf yapılarının yeniden iĢlevlendirilmeleri, önemli bir sorun olarak karĢımıza çıkmaktadır. Yeni kullanım zorlamasıyla eklenen ara katlar, duvarlara açılan yeni geçitler özgün mekânsal özellikleri zedelemektedir. Çevresel özellikleri nedeniyle korunması istenen yapıların yeniden kullanımlarında, yeni iĢlevin dıĢ görünümü bozmadan gerçekleĢtirilmesi arzu edilir. Bu binaların kurtarılması için tek ekonomik yol olan yeniden kullanım sırasında, iç düzenlemede daha esnek uygulamalara gidilmesi söz konusudur. Yangın, bakımsızlık nedeniyle döĢeme ve tavanlarını yitirmiĢ ve ilk tasarıma ait yeterli veri bulunamayan 2. Grup yapılarda, yeni bir iç düzenleme yapılmasına izin verilebilir. Çok önemli plan ve iç mekân değerlerine sahip olan yapılarda ise yeni kullanıma elveriĢli, serbest iç düzenlemeler uygulanmaktan çok tarihi mekânların anısını sürdüren düzenlemelere gidilmesi uygun olur. Venedik Tüzüğü’nün 13. Maddesi’nde ”Eklemelere ancak yapının ilgi çekici bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve çevresiyle olan bağlantısına zarar gelmediği durumlarda izin verilebilir” denilmektedir. Tarihi yapıların yeniden kullanılmaları, çağdaĢ yaĢam içinde etkin olarak yer almaları amacıyla yapılan projelerin baĢarılı olabilmesi bazı eklerle birlikte düĢünülmelerini gerektirmektedir. Örneğin, müzeye dönüĢtürülen tarihi evlerde bekçinin barınabileceği ve ziyaretçilere ikram, tuvalet vb. hizmetleri sunmaya elveriĢli mekânlara gerek duyulmaktadır. Bu durumda mümkün olduğunca görünümü az etkileyen, çevreye uyan çağdaĢ tasarımlar geliĢtirilir. Ekler bu ölçütler gözetilerek tasarlandığında baĢarılı olmaktadır. Yeniden kullanımları sırasında ağır programlar yüklenen tarihi binalarda, ekler büyümekte, kütlesel uyum sağlanamamaktadır. 1.4.4. Yeniden Yapma (Rekonstrüksiyon) Tümüyle yıkılmıĢ, yok olmuĢ ya da çok harap durumda olan bir anıtın elde bulunan belgelere dayanılarak yeniden yapılması ancak özel durumlarda kabul edilen bir uygulamadır. Yeni yapı, yerine yapıldığı anıtın tarihi dokusuna, özgün malzeme ve iĢçiliğine sahip değildir. Bir kopya, tarihi yapının kütle ve mekânlarını ancak biçimsel olarak canlandırabilir, anıtın yerini alması olanaksızdır; kısaca tarihi değer taĢımaz. Bazı durumlarda yeniden yapıma gitmek kaçınılmaz olabilir. Bir kentin siluetinin önemli bir parçası, tarihi bir kompozisyonun ögesi olan yapıların yeniden yapılması gerekebilir. Rekonstrüksiyonun gerçekleĢebilmesi için yeniden yapımı olanaklı kılacak teknik verilerin, fotoğraf, rölöve ve benzeri grafik belgelerin var olması gerekir. Yıkılan yapıya / yapılara ait korunmuĢ parçaların, kapı, pencere, tavan bezemesi, silmeler vb. özenle 32 ayrılarak saklanması, sağlanabilen tüm özgün parçaların yeni yapıda kullanılması rekonstrüksiyonun tarihi yapıyla iliĢkilerini güçlendireceğinden yararlıdır. Bir anıtın tıpkısını inĢa etme uygulaması tarihi açıdan bir anlam taĢımasa da bir yapım tekniğini sürdürme, geleneği yaĢatma bakımından korumaya yönelik olabilir. Mevcut bir yapının baĢka bir yerde tıpkısını yapmak türünden uygulamalar ise ancak özel durumlarda gerçekleĢmektedir. Resim 1.26: Yeniden yapım çalıĢması 1.4.5. Temizleme Anıtların ve kentsel sitlerin genel etkisini bozan, tarihi ve estetik değer taĢımayan eklerden arındırılması iĢlemidir. Bir binaya, uzun yaĢamı sırasında, çeĢitli tarihlerde, değiĢen sanat akımlarının temsilcileri tarafından yapılan ek ve bezemelerin üslup birliğine ulaĢma kaygısıyla kaldırılması ise temizleme değildir. 19. yüzyılda geçerli olan ”stilistik rekompozisyon üslup birliğine varma” anlayıĢının hortlaması olarak yorumlanabilecek bu tutum, çağdaĢ koruma ilkelerine aykırıdır. Topkapı Sarayı’nın mekânlarının bütünlüğünü veya estetik etkisini değiĢtiren, gizleyen birçok ek Cumhuriyet dönemi restorasyonları sırasında kaldırılmıĢ; böylece gizlenen olağanüstü güzellikleri ortaya çıkarmak mümkün olmuĢtur. Kaldırılacak eklerle ilgili karar verme yetkisi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurullarına aittir. Kaldırılması istenen yapısal ekler (duvar, döĢeme, çıkma vb.) farklı bir gösterimle (renk veya tarama) plan, kesit ve görünüĢ rölöve paftalarına iĢlenir ve temizlik sonrası durum öneri proje olarak kurula sunulur. Yetkili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulundan onay alındığı takdirde, ekler kaldırılabilir. Temizleme iĢleminden önce ve iĢlem sırasında fotoğrafik belgeleme yapılmalıdır. 1.4.5.1. Bezeme Temizliği Anıtların restorasyonu sırasında, iç veya dıĢ mekânlarında çeĢitli sıva, boya tabakaları ile karĢılaĢılır. Kalem iĢi, fresk gibi bezemelerin onarımları bu konularda yetiĢmiĢ uzmanlar tarafından yürütülür. Geç dönem sanatçılarının eseri olan bezeme programlarını yok eden, onların yerine klasik dönem kopyalarını koyan bu müdahalelerin de terk edilmesi gerekmektedir. 33 Resim 1.27: Bezeme temizliği ve onarımlarının yapılması 1.4.5.2. Cephe Temizliği UlaĢım araçlarından, ev ve fabrika bacalarından çıkan kurum ve isler havayı kirletir ve binaların cephelerinin kararmasına neden olur. Koyu bir kir tabakası mimari güzellikleri gizler; cepheleri kirli yapılar, çevrede yaĢayanlara kasvet verir. Özellikle güneĢe hasret kuzey ülkelerinde kara cepheli endüstri kentleri insanları olumsuz olarak etkilediklerinden, kent yönetimleri cephe temizliğine önem vermektedir. Cephe temizliği turizm açısından da önemlidir. Bakımlı, temiz cepheli tarihi çevreler daha çekici olduklarından, Londra, Paris, Roma gibi kentlerde anıtların cephe temizlikleri periyodik olarak ele alınmaktadır. Tarihi binaların cephelerinin temizliği, dikkatli yapılması gereken bir iĢlemdir; özensiz yapıldığında yüzeye zarar verir, bozulmayı hızlandırır. Temizliğin hangi teknikle yapılmasının uygun olduğuna karar verilebilmesi için önce cepheyi oluĢturan malzemenin türü, kir tabakasının niteliği, yüzey bozulmaları ve yapının bulunduğu ortamın özellikleri incelenir. Bu araĢtırmalar koruma kimyacıları tarafından yürütülür. Ġstanbul’da Kültür Bakanlığına bağlı Konservasyon ve Restorasyon Merkez Laboratuvarı uzmanları bu konuda bilimsel araĢtırma ve uygulamalar yapmaktadır. Örneğin, taĢ yüzeylerin temizliği için tel fırça, zımpara kâğıdı veya spiral gibi aĢındırıcılar kullanılarak yüzeyler zedelenmektedir. Temizleme iĢlemi sırasında yalnız kir tabakasının kaldırılmasına, taĢ veya tuğla yüzeyin tahrip edilmemesine özen gösterilmelidir. Oysa bu tür denetimsiz uygulamalarda hem ilk taĢçı ustasının taĢı iĢlerken yüzeyde bıraktığı özgün izler hem de taĢın zamanla kazanmıĢ olduğu patina yok edilmektedir. Temizlik için mekanik, kimyasal ya da ısı kaynaklı teknikler arasından seçim yapılması söz konusudur. Bu amaçla önceden yüzey üzerinde değiĢik teknik ve kimyasallarla temizlik denemeleri yapılır ve koruma açısından en uygun olanı seçilir. 34 Resim 1.28: Yapıların dıĢ cephelerinde zamanla kirlenme  Mekanik temizlik AĢındırıcı kum, cam küresi ya da alüminyum tanelerinin düĢük basınçla püskürtülmesiyle yüzeydeki kirlerin uzaklaĢtırılması sağlanabilir. AĢındırmanın fazla olmaması için düĢük basınçla ve özenli çalıĢılmalıdır. Bu teknikte çalıĢan kiĢilerin iyi yetiĢmiĢ olmasına dikkat edilmesi gerekir. Bu teknik bezemesiz, büyük yüzeylerin temizliği için uygundur. BozulmuĢ yüzeylere kumlama uygulanması doğru değildir. Resim 1.29: Basınçlı püskürtme yöntemi ile yüzey temizliği  Kimyasal temizlik 35 Bezemeli, sanat ve tarihi değeri yüksek, hasara uğramıĢ yüzeylerde bu teknikle temizleme yapılması tercih edilir. Kâğıt hamuruna emdirilen kimyasal madde cepheye uygulanır. Belli bir süre bekletildikten sonra bol suyla yıkanır. Eğer ilk uygulamada istenen temizlik sağlanamıyorsa yüzeyin korunma durumuna göre aynı iĢlem birkaç kez tekrarlanabilir. Kimyasal maddenin yüzeye zarar vermemesi için her uygulamadan sonra yıkama iĢleminin tekrarlanmasına dikkat edilmelidir.  Suyla yıkama Cephelerin yıkanarak temizlenmesi, suda çözünen kirler söz konusu olduğunda baĢarılı sonuç verir. Ancak cepheye fazla su verilmesi sakıncalıdır. Kılcallıkla (kapilarite) su taĢın yüzeyinden içeri doğru hareket etmekte, duvar bünyesi içindeki tuzları harekete geçirerek yüzeyde çiçeklenmelere neden olmaktadır. Bunu önlemek için suyu zerre hâlinde püskürten özel uçlar kullanılır. Adeta bir bulut gibi yayılarak kirli yüzeyi saran su zerreleri sayesinde çok az su ile geniĢ yüzeyleri ıslatıp temizlemek mümkün olmaktadır.  Emici kil ve kağıt hamurları uygulama Çok kirli, çiçeklenme sorunu olan cephelerde, sepiolite ve attapulgite gibi killerle hazırlanan hamur yüzeye sıvanır, sıvanan tabaka kuruduktan sonra kaldırılır. Gerektiğinde bu işlem tekrar edilerek duvar, içindeki çözünür tuzlardan, yüzeyindeki yağ, mum gibi yabancı maddelerden arındırılabilir. Cephenin çözünebilir tuzlardan arındırılması için deiyonize su ile hazırlanan kâğıt hamurundan da yararlanılır.  Emici jeller uygulanması Düşey yüzeylere uygulanan Ģeffaf jeller çok zayıf bazik karışımlardır. Fırça ile yüzeye sürülen macun kıvamındaki çözeltinin üstü plastik veya alüminyum folyo ile örtülür; çözücünün buharlaşmasına engel olmak için kenarları sıkıca kapatılır. Belli bir süre sonra üstü açılır, yüzey temizlenir ve deiyonize su ile yıkanarak bazik kimyasal maddelerin uzaklaşması sağlanır. Yıkama güçlüğü nedeniyle bu yöntemi bol gözenekli taşlarda uygulamak pratik değildir.